HAKAN AKARCALI PodcastBox / Özgün Eser İncelemeleri / Reviews of Original Works
Yakılan Kitap: Kâzım Karabekir ve İstiklal Harbimiz
1933 yazında bir gece İstanbul'da Sinan Matbaası basıldı. Henüz ciltlenmemiş 3000 nüsha kamyonlara yüklenip şehrin dışındaki bir kireç ocağında yakıldı. Ertesi sabah Erenköy'deki köşk arandı, 96 dosya alınıp götürüldü. Yakılan kitabın yazarı, Millî Mücadele'nin en güçlü komutanlarından biriydi: Kâzım Karabekir. Nasıl başladı Olay bir gazete tartışmasıydı. CHF'ye yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesinde, sahibi Siirt Mebusu Mahmut Soydan'ın sayfalarında, 24 Mart 1933'ten itibaren "Millici" müstearıyla "Ankaralının Defteri" yazı dizisi yayımlanmaya başladı. Dizide İstiklal Harbi komutanlarının payı küçültülüyor, nihayet Doğu Cephesi Komutanı Karabekir'in Kurtuluş Savaşı'na taraftar olmadığı ileri sürülüyordu. Karabekir mektupla cevap verdi, gazete iddiaları sertleştirdi, Paşa belge göndermeye başladı. Tartışma Cumhuriyet, Vakit, Akşam ve Son Posta sayfalarına taştı. Sonra gazete Paşa'nın son belgesini yayımlamayı reddetti ve kapı kapandı. Uğur Mumcu'ya göre "Millici" imzalı yazılar ya doğrudan Atatürk'ün kaleminden ya da onun bilgisi dahilinde yazılıyordu. Cevap kitaba dönüşünce Karabekir söyleyeceklerini "İstiklal Harbimizin Esasları" adıyla bastırmaya karar verdi. Kitap son formaları baskıya girmeden matbaada yakalandı. Paşa'nın damadı Prof. Faruk Özerengin'in anlatımı, basılan 3000 formanın toplatılıp kireç ocaklarında yakıldığı yönünde. Baskını yapanlardan birinin Atatürk'ün yakın arkadaşı Kılıç Ali olduğunu yıllar sonra oğlu Altemur Kılıç doğruladı ve olayın hiç hoş olmadığını söyledi. Babasının cevabı kısaydı: o günlerin şartlarını bilemezsin. İkinci sefer Karabekir hatıratını genişletti ve yayımlanmasını ailesine vasiyet etti. Metin 1960'ta "İstiklal Harbimiz" adıyla, 1216 sayfa halinde çıktı. Aynı yıl yine toplatıldı. İhbar sayılan şey, Nadir Nadi'nin Cumhuriyet'teki 15 Eylül 1960 tarihli "Tarihi Anlamak" yazısıydı. Toplatmaya gerek olmadığı kararı sekiz yıl sonra, 6 Kasım 1968'de geldi. Kitap ancak 1969'dan itibaren serbestçe basılabildi. Peki bu kadar üstüne neden gidildi? Karabekir'in Mondros sonrası tabloya dair iddiaları yüzünden: Doğu'daki kolorduların hâlâ galip kuvvetler olduğu, o günlerde Mustafa Kemal'de direniş kararlılığının bulunmadığı, Amerikan mandası ve Bolşeviklik seçeneklerinin masada olduğu, 23 Mart 1919'da İstanbul'da Ahmet Rıza başkanlığında bir kabine kurma temayülü. Daha büyük resim Karabekir vakası bir istisna değil, uzun bir serinin en simgesel halkası. Resmî kayıtlara göre 1952'den 2012'ye kadar 22.601 gazete, dergi ve kitap toplatıldı. Rıza Nur'un "Hayat ve Hatıratım"ı sansürlü basılmasına rağmen Atatürk'ü Koruma Kanunu kapsamında toplatıldı. Listede Darwin'den Orwell'e, Nâzım Hikmet'ten Sabahattin Ali'ye, Mem û Zîn'den Said Nursi'ye uzanan bir yelpaze var. Serinin en yeni halkasında ise 2011'de Ahmet Şık'ın henüz yazılmakta olan taslağına el konuldu ve Türkiye "daha basılmadan toplatılan kitap" kavramıyla tanıştı. Bir okuma uyarısı Bölümde üç katmanı ayrı tutuyoruz. Matbaa baskını, el koyma ve 1960 davası belgelenebilir olgular. Kireç ocağı sahnesinin ayrıntıları hatıra ve aile tanıklığına dayanıyor. Karabekir'in tarihsel iddiaları ise bir tarafın tanıklığı ve Nutuk'la karşılaştırmalı okunmayı gerektiriyor. Paşa, önsözünde tarihin masallaşmaması için belgeye dayanmayı savunuyor. Aynı ölçüyü onun metnine de uygulamak, savunduğu ilkenin gereği.